Mihrali Çelik : Rendelenmiş Bir Ömür

RENDELENMİŞ BİR ÖMÜR

 

Ruhumuza dokunan her mevsim kendi çapınca rendeler bizi; ince ince, usul usul, tükenişe direnerek bırakırız yüklerimizi. Dışarıdan görünmez kabuklarımız lakin rendelendikçe saçılır kanlı kıymıklarımız. Geride kalanlar acıtsa da canımızı geriye kalanlara sımsıkı sarılırız. Ömür, bizden kopanlarla bize kalanların toplamıdır çünkü. Bu yüzden de parmak hesabı yapmak boşunadır ömür çetelesinde… Her yıla denk düşen ruhsuz bir sayı, fısıldayabilir mi bize gerçek yaşımızı?

 

Mumlu pastalarla, ışıltılı salonlarla, pahalı hediyelerle arası iyi olmayanlar kendi içlerine bakarak bilirler ne kadar yaş aldıklarını. Ya da gökyüzüne, ağaçlara, doğan güne, kırlangıç yuvalarına bakarlar. Yahut da kendisine ayna olan birine… Hani hiç konuşmasan da halden anlayanlar var ya işte onlara… Üzerinde yürüdüğümüz ipin kadim düğümleri gibidir onlar. Düğümler ne kadar sağlamsa o kadar emin ve huzurlu tükeniriz. Bir de kördüğüm olanlar var ki onlar mesele etmeye değmez…

 

Beşikten düştüğümüz an hemen yürümüş ve soluksuz koşturmuşuz sanki. Hep bir şeylerin zamanını beklerken zamanı kaçırmış bir çocuk gibiyiz… Dışımız demli bir çay; içimiz elma şekeri…  Kırları ağırlayan sakalımızda hiç kaybolmayan bir salçalı ekmek kokusu…  Aceleye getirmişiz her şeyi ecele giderken. Yarım, telafisi mümkün olmayan, eğreti bir iz bırakmışız arkamızda. Yenilmişlikten öte bile isteye lades deyip bozguna uğramış gibi bir hal… Okkalı bir küfür sabırsızca volta atar dilimizin ucunda, tahliye umuduyla söylenir durur içimizde. Çıkıverse dışarı hem o rahatlayacak hem de biz…

 

Mevsim kış. Rendenin büyük dilimleyen tarafıydı bir zamanlar… Eski çatır soğuklar yok artık ve insan da eski insan değil zaten… Rendeler aynı kaldı belki ama biz büyüdükçe küçüldük, ufaldıkça büyüdüğümüzü zannettik.  Öyle güzel aldandık ki geriye dönmek tatlı bir hayal… Bir varmış bir yokmuş gibi yaşadık, maziyi bürünerek ısınmaya çalışıyoruz şimdi. Tütün kokan ellerimizi hohlayacak kaç nefesimiz kaldı kim bilir?

 

“İçindeki çocuğa sarıl / Sana insanı anlatır.” diyerek şarkılarda soluklanacağız artık. Arayan soran olursa adresimiz belli. Şarkılardayız… Rendelenen bir ömre iyi gelecek ezgilerin peşindeyiz… İçimizdeki çocuğa sarılarak  “insanı insanda tanımak” için bekliyoruz. Boşuna beklediğimizi bile bile hem de… İlk aldanışımız değil son da olmayacak, umudun duraklarına sığınacağız.

 

Evvel zaman içindeyiz, buradan çıkış yok. Mecbur yürüyeceğiz artık…